Bir Gök Cismi Çarparsa Ne Olur?

Ethem Derman hocamın son yazısı güncel bir konu üzerine:
4.5 milyar yıl önce güneş sistemi oluşurken ekvator yöresindeki diskde yoğunlaşma başlamış ve bunlar önce küçük kayalar halinde toplanmış daha sonra da birleşerek gezegenleri oluşturmuşlardır. Gezegenler oluşurken yaklaşık 3.9 milyar yıl önce bu kayaların gezegenlere çarparak buluşmaları sürecine bombardıman süreci denir. O zamanlar tüm gezegenlerin yüzeyleri Ay yüzeyi gibi delik deşikdi. Ama bugün dünyamıza bakıyoruz Ay yüzeyi gibi değil. Nedeni de bombardıman sürecinden kalan kraterler şu anda dahi Ay yüzeyinde var iken yeryüzündeki atmosferik olaylar, rüzgar, yağmur, tektonik olaylar var olan tüm kraterleri örtmüştür. Ay'da atmosfer olmadığı için yüzey yapısı hemen hemen aynı kalmıştır. Bazı bölgelerinde kraterler ise zamanında etkin olan yanardağlardan çıkan lavlar tarafından kapanmıştır, bu yeni yüzeylere genç yüzey yapısı denir.




Ay yüzeyinden belirli bir bölgeyi görüyorsunuz. Özellikle fotoğrafın sol tarafındaki krater yoğunluğuna dikkat ediniz. Sağ tarafta ise daha genç bir yüzey kendisini göstermekte.

Bugün yaşayan ve farklı dinlere inanan bir çok insan nedense kıyameti bekliyor. Bunlara maalesef çanak tutan, bilimden hiç anlamayan, çoğu zaman bilimi dışlayan insanlar da var. Kıyamet nereden beklenir, tabii yine gökyüzünden. Marduk gibi büyük bir gezegen veya büyük bir asteroid yere çarparsa tüm insanlar yeryüzünden silinir, yani kıyamet kopmuş olur. Bir gök cisminin yere çarptığında ne kadar zarar vereceğini hesaplayan bilim insanları da var. Aşağıdaki çizelgede hangi büyüklükteki asteroid ne kadar zarar verir, yerde ne büyüklükte bir krater açar, çarptığında ne kadar enerji açığa çıkar bunları görüyorsunuz. Bu çizelgede en önemli veri de hangi büyüklükteki gökcismi yere hangi aralıklarla çarpacağını gösterir sütun.



Bilimsel bulgulara dayanarak hangi büyüklüteki bir gökcismi ne kadar zarar verebilir, ne büyüklükte bir krater açabilir ve bu tür bir çarpışma kaç yılda bir meyadana gelebilir. 400 m çapında yere yakın geçen 2005YU55 asteroidinin eğer çarparsa verebileceği zararı buradan kestirebilirsiniz. Peki bilim insanları bu sonuçlara sadece tahmin ederek mi ulaşıyorlar. Tabii ki hayır. Şu anda yeryüzündeki tüm çarpma kraterlerini inceliyorlar, çarpmanın yaşını buluyorlar, kraterlerin çaplarını ölçüyorlar ve sonra bu çizelgeyi ortaya çıkarıyorlar. Bulunan 178 kraterlerin veri tabanına şu adresden ulaşabilirsiniz;


Yeryüzünde bulunan 178 çarpışma kraterinin yerlerini bir dünya haritası üzerinde görüyorsunuz. Türkiye'de hiç krater bulunamamış !!!

Yukarıdaki haritaya baktığınızda ilginç bir gözlemle karşılaşıyorsunuz. Ülkemizde hiç krater varlığı yok. Bu iki nedenden olabilir. Birincisi bu konuda çalışan gökbilimcimiz yok. İkinci neden jeolojik olabilir. Ülkemizde tarih içinde yüzey hızla yenilenmekte, dolayısıyla var olan kraterler yok olmuş olabilir. Geçen yıl Libya'da bir amatör astronom Google haritalarını dikkatli inceleyerek güzel bir krater bulmuştu. Biz de öğrencilerimize nasıl bulunacağını öğretsek sanırım belki bulabilirler. Yabancı iki bilim insanı Ağrı dağına çıktıklarında 2100 m yükseklikte bir krater görmüşler ve bunu bir makale olarak yayınlamışlardır. Çapı 60-70 m, derinliği 15 m olan bu krateri tam değil hiç incelenmediği için veri tabanına girememiş.

Ağrı dağında 2500 m yükseklikte bulunan bir çarpışma krateri. Bulan kişiler bunun volkanik kökenli olabileceğini de belirtiyorlar. Kapsamlı bir araştırma yapıldığında ancak anlaşılabilir.


Tüm insanoğlunu yok edecek bir çarpma 100 milyonda bir meydana geliyor. Bu rakamın doğal olarak artı-eksi bir hatası var. Son büyük çarpma 65 milyon yıl önce dinazorları yok etmişti, o zaman yenisinin olması için önümüzde 35 milyon yıl var. Ama insanoğlu yerinde durmuyor sürekli teknolojisini geliştiriyor. ABD'de bu konuda çalışan bir grup bilim insanı, yörüngesi yer ile çakışacak bir asteroid olduğunda onu yörüngesinden nasıl çıkarabileceklerini uzun uzun tartıştılar ve en azında 5-6 yöntem buldular. Bir dahaki yazımda da bu yöntemlerden söz etmeye çalışacağım. Sonuç olarak kıyamet gökyüzünden gelmeyecek ne yaparsa yine insanoğlu yapar bunu hiç unutmayalım.
Kaali krateri. Estonya'nın Saarema adasında bir grup kraterin adıdır. 4000 yıl önce 20-80 ton ağırlığında bir meteor 10-20 km/s hızla düşerken 5-10 km yükseklikte parçalanıyor ve bu parçaların her biri yerde bir krater açıyor. En büyük parçanın açtığı kraterin çapı 110 m ve derinliği 22 m. Bu kraterin tabanında bugün Kaali gölü bulunmakta. Bu bombardıman sırasında meydana gelen çapları 12-40 m olan sekiz krater, büyük olan ile beraber bir kilometre kare içinde yer alıyor.

Prof. Dr. Ethem DERMAN (Ankara Üniversitesi-Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı)

Devamı...>>

Antik Fısıltı Bulutsu NGC188














Açık Yıldız Bulutsular genellikle oldukça gençtir ve toz ,gaz içinde olan galaksi kollarına yakındırlar ve burası doğdukları yerdir.


Tuhaf olan yalnız yaşayan NGC 188 açık bulutsu ise iç galakside uzayda yama gibi görüntü veriyor. İşte izlemeniz için yıldız bulutsudan bir antik fısıltı. .


Öncelikle birazcık oryantasyon zamanı .Eğer yıldız bulutsudan bahsediyorsak en eskisi kaç yaşında ?

(Persues)Kahraman Takımyıldızındaki Çift Bulutsu 3-5 milyon yaşındadır tıpkı aynı yaştaki (Canis MajorNGC 2362 ) Büyük Köpek takımyıldızı gibi.

Bu astronomide genç olduklarını belirtir. (Pleiades ) Ülker Takımyıldızı ise yaşlıdır yaklaşık 100 milyon yaşındadır.
(The Hyades )Boğa Takım Yıldızı ise 700 milyon yaşındadır bu bir açık yıldız bulutsunun orta yaşının sonlarıdır. Fakat NGC 188 neden böyle? 5 milyar yaşındadır , ne mavi ne de beyaz yıldızı var , günümüz gözlemi ile sarı ve turuncu devlere sahiptir.

Devamı...>>

Güneş Etkinliğine Ne Oldu?

Sırada Güneş çevrimi konusu var. Elbette Ethem hocamın diliyle...

Geçtiğimiz hafta medyamızda da yanlış bir başlık (Güneşte Beklenmedik Soğuma) ile yer alan haber çok dikkat çekti. ABD'de bulunan New Mexico Üniversitesinin “Güneş Fiziği Bölümünde” her yıl yapılan bir toplantıda sunulan üç çalışma Güneş etkinliğinde bir anlamda çok beklenmeyen bir düşüş yaşandığını ortaya kondu. Birbirinden bağımsız olan bu araştırmalar güneşin yüzeyi, taç katmanı ve içyapısına ait gözlemlere dayanıyordu. İçyapıda her zaman gözlenen plasma akımlarının yok olması, kutup bölgesindeki etkinliğin yavaşlaması ve yüzeydeki manyetik alanın zayıflaması gözlemlerden çıkarılan sonuçtu. Her üç çalışmanın da ortak yanı güneş etkinliğinde bir yavaşlamanın olduğu, hatta bundan sonraki çevrimde etkinliğin ya çok az ya da hiç meydana gelmeyeceği ileri sürülüyordu. Güneş artık kış uykusuna yatmak için mi hazırlanıyordu. Bu notumuzda konuyu inceleyeceğiz.

Güneş etkinliğinin minimum ve maksimum olduğu yıllarda güneş fotosferindeki lekelerin sayısı.




1609 yılında Galileo teleskobu bulduğundan bu yana güneş yüzeyi incelenmektedir. Önce doğal olarak lekeler görülmüştür ama günümüzde sadece lekeler değil, patlamalar, radyo ışınımı, X-ışınımı, leke alanları ve sayıları, yüzeyindeki manyetik alan şiddeti gibi bir çok fiziksel gözlemin sonucunda bu güneş etkinliğinin yaklaşık olarak her 11 yılda bir maksimuma eriştiğini görüyoruz. Bazı yıllarda 9, bazen de 13 yıl olduğu için bu değişime dönem değil çevrim veya döngü diyoruz. Güneşin manyetik kutupları ise her 22 yılda bir yer değiştirir. Güneş ile ilgili çalışmalar yapan gökbilimciler belirli bir yıldan başlayarak numara vermişlerdir. Aşağıdaki şekilde de görüleceği üzere 23. çevrim 2008-09 yıllarında bitmiş ve şu anda 24. çevrimin çıkış kolundayız.

1870 yılından bu yana yapılan kelebek diyagramı. Dikkat edilirse 24. çevrime ait ilk lekeler kutup bölgelerinde çıkması gerekirken daha aşağı enlemlerde oluşmuştur. Hemen altındaki şekilde ise leke alanlarının ortaya çıkardığı çevrimleri ve onların kaçıncı çevrim olduğunu görmektesiniz. Çevrimlerin çıkış kolları çok dik, iniş kolları ise daha yayvandır. En kuvvetli güneş etkinliği 1960'larda görülen 19. çevrimdir.




Güneş lekeleri şiddetli manyetik akı tüplerinin içyapıdan yüzeye çıkarak hareketli gazı hapsetmesi sonucu ortaya çıkar. Normal bir güneş lekesinde manyetik alan şiddeti 2500-3500 gaus arasında değişir. Dünyamızın manyetik alan şiddetinin yüzeyde 1 gaus olduğunu unutmayalım. Güneş yüzeyinde bir lekenin meydana gelmesi için manyetik alan şiddetinin en az 1500 gaus olması gerekir. Son 13 yılda lekelerin tam karanlık bölgelerinde ölçülen ortalama manyetik alan şiddetinin 23. ve 24. çevrimde gittikçe düştüğü saptanmıştır. Bu düşüş ortalama her yıl 50 gaus'dur. Eğer lekelerin manyetik alanında bu azalma devam ederse tahmini olarak 2020 yıllarında yani 25. çevrimin başlangıcında 1500 gaus'un altına düşecek ve güneş yüzeyinde leke oluşamayacak.

Güneş lekelerinde ölçülen manyetik alan şiddeti son zamanlarda gittikçe azalmakta. Manyetik alan, tayf çizgilerinin bileşenlere ayrılmasına neden olur. Bu bileşenlerin arasındaki uzaklık arttıkça alan şiddeti de artar. Bu nedenle büyük duyarlılakla ölçülür.




Güneşte yeni bir çevrim başladığında ilk lekeler kutuplara yakın bölgelerde çıkarlar ve çevrim ilerledikçe güneş ekvatoruna doğru yol alırlar. Lekelerin zamanla bu enlem değiştirmesi grafiğine kelebek diyagramı denir. 23. çevrim bittiğinde bir türlü 24. çevrim başlamadı, minimumdaki zaman beklenmedik şekilde uzun oldu. 24. çevrimin ilk lekeleri de o nedenle daha düşük enlemlerde meydana geldi. Güneşin taç katmanı yaklaşık 2 milyon derece sıcaklığındadır ve yüzeyden yükselen manyetik alanı takip edebilmek için gökbilimciler bu sıcaklıkta elektronlarının yarısını kaybetmiş (Fe XIV) demir iyonunun şiddetini kullanırlar. Bu gözlemler güneşin içindeki meydana gelen manyetik alanın taç katmanındaki görünüşüdür. Bir önceki çevrim minumumda iken ekvator bölgesindeki artık manyetik alanlar hızla kutuplara taşınır ve taç katmanının kutuplar yöresinde şiddetli demir iyonu gösteren bölgeler oluşur. 2008-09 yıllarında minimum olmasına karşın son üç yıldır kutup yöresinde parlak demir iyonu bölgeleri henüz görülmedi. Bu durumu aşağıdaki şekilde ayrıntılı olarak görebilirsiniz.

Taç katmanındaki parlaklığın enleme göre grafiği güneşin kutup bölgelerindeki yüzey altı oluşumu aynen gösterir. Bu grafikten de gördüğümüz gibi manyetik alanın kutuplara taşınımı gecikmiş veya çok zayıftır. Bu ise güneşin fotosferi altındaki akımların olmadığının kanıtıdır. Grafik kelebek diyagramının bir başka görüntüsü olduğuna dikkat edelim.




Güneş yüzeyindeki parlaklık değişimindeki salınımları inceleyerek güneşin iç yapısı hakkında bilgi almak olasıdır. Güneş fiziği çalışan gökbilimciler son zamanlarda uzaya yerleştirilen SDO ve SOHO güneş gözlemevleri ile güneşin sismolojisini incelemektedirler. Bu yöntemle güneş yüzeyinin hemen altında doğu-batı yönünde plasma akıntısını bulmuşlardı. Bu plasma akıntısı bir sonraki çevrim için güneş lekelerinin başlangıcını işaret eder. Fakat bu akıntı son zamanlarda zayıfladı, dolayısyla bir sonraki çevrim olan 25. çevrimin hiç meydana gelmeyeceği gibi bir durum ortaya çıktı.

Güneş yüzeyinin hemen altındaki plasma akıntılarının çevrim boyunca (yani yaklaşık 11 yıl boyunca) zamana karşılık enlem değişimi güneş çevrim mekanizmasını kapattığını göstermektedir. Yeni akıntılar 1999 yılında olduğu gibi 50 derece enlemlerinde oluşmalı ve bir sonraki çevrimin göstergesi olarak ortaya çıkması gerekiyor ama henüz bir iz yok. Bu ise bir sonraki 25. çevrimin ya çok geç olacağını veya hiç olmayacağını göstermektedir.
























Üç çalışmanın da ayrıntıları yukarıda anlatıldı. Peki bu sonuç bize ne gösteriyor? 1645-1715 yılları arasında da güneşte hiç leke gözlenmemişti. Bu aralığa Maunder minimumu adı veriliyor. Sözkonusu yıllarda kutup bölgesindeki buzların Paris'e kadar indiği ve “Küçük Buzul Çağı” denilen çok soğuk yılların yaşandığı biliniyor. Bu ise bize yer iklimi ile güneş etkinliği arasında bir ilişkinin olduğunun göstergesidir. Bu ilişki bugüne kadar tam olarak açıklanamamıştır. Eğer 25. çevrim ve ondan sonraki çevrimlerde leke görülmez ise dünyamızı soğuk bir gelecek beklemektedir. Maunder minimumu sırasında dünyanın ortalama sıcaklığı 0.3 derece azalmıştı. Bu değer çok önemli bu kadar küçük bir artım dahi çok uzun soğuk günlerin habercisi.

Güneşteki hareketli plasma akıntıları çevrim boyunca kutuplarda ekvatora doğru göç eder. Sola tarafta güneş etkinliği minimum iken kırmızı renkle gösterilen plasma akıntıları kutuplara yakın, sağ taraftaki şekilde ise güneş etkinliği maksimum iken ekvatora yakın görülüyor. Bu plasma akıntıları çevrim boyunca güneş lekelerinin çıktığı bölgelerdir ve güneşteki manyetik alanın oluşmasında önemli rol oynarlar.




Küresel soğuma kavramına karşı çıkan iklim bilimciler ise insanlar tarafından üretilen sera gazları sonucu meydana gelen küresel ısınmayı hiç bir şeyin durduramayacağını ileri sürmektedirler. Onların beklentilerine göre bu yüzyılın sonunda küresel ısınma dünyamızın sıcaklığını 3.7-4.5 derece santigrad artıracaktır. Eğer önümüzdeki 20-30 yılda bu büyük minimum küresel ısınmayı durdursa dahi daha sonra hızla artacağını ileri sürmekteler. Bu iki grup arasındaki tartışmayı kimin kazanacağını zaman ortaya koyacaktır ama ben göremeyeceğim. Bununla birlikte küresel ısınma bir aldatmacadır diyenlerin sayısı da günden güne artmaktadır. BBC dahi bu konuda bir belgesel yayınlamıştır.

orta boy bir güneş lekesinin büyüklüğü yeri içine alır. Bazı zamanlar neptün büyüklüğünde lekeler bile görülebilir güneş yüzeyinde.































Sonuç, her ne kadar güneşte çalışacak bir şey kalmamıştır diyen gökbilimciler varsada gördüğümüz gibi teknolojik gözlem araçları ve uzaya yerleştirilen gözlemevleri hala ilginç bulgular ortaya koymaktadır. Her ne kadar 2012 kıyamet senaryoları arasında güneş patlaması varsa da bu notta gördüğünüz gibi 24. çevrim çok zayıf olacak, bu demektir ki patlamaların şiddeti de sayısı da az olacaktır. Sonuç siz de güneşi çalışmak ister misiniz?

Prof. Dr. Ethem Derman (Ankara Üniversitesi, Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı

Devamı...>>

Kocaman Radyo Galaksi



NASA ve ESA (Avrupa Uzay Ajansı) tarafından bugün yayınlanan NGC 5128 görüntüleri.
Karanlık toz bulutları ve yıldız oluşumundaki pembe renkli nebuladan çıkan gazlarla görünür bölgede ,morötesi ve kırmızı ötesi bölgelerde görüntü vermektedir.
NASA 'ya göre fırtınalı bir günde yağmur bulutlarını andırmaktadır.Bu bulutlar binlerce ışıkyılı uzaklıktadır.
Kendiniz de bu galaksiyi görebilirsiniz.

Devamı...>>

Ay Tutulması



15 Haziran saat 20:40 dan sonra 2011 yilinin ilk Tam Ay Tutulmasını 100 dakika süresince izleyeceksiniz .Bu tutulma 11 yıldan sonra en uzun süren ,derin ve karanlik olacak. .
Avrupa , bütün Güney Afrika ,Hindistan ve Hint Okyanusu ve Avustralya ,Yeni Zelenda ve tabii ki Türkiye'den görülecek .Online olarak izlemek isteyenler için; http://www.eclipse-live.com/?lang=en kullanabilirler.
Eğer bu tutulma hakkında detayli bilgi almak istiyorsanız ; click here for a map kullanabilirsiniz.



Yeni uzay görüntüleri ile keşfe ne dersiniz beautiful photos of the night sky düşündüğünüzden daha kolay elde edeceksiniz!

Devamı...>>

Kara Madde Nedir Ne Değildir?

Ethem hocam bu seferde gökbilimciler ve fizikçiler tarafından yoğun bir şekilde tartışılan bir konuyu ele alıyor: Kara madde...

Son zamanlarda astrofizikte evrenbilim çalışmaları önemli bir yer tutmaya başladı. Bilim insanları gözümüzle veya teleskobumuzla gördüğümüz evrendeki o ışıldayan yıldızlar ve gökadaların toplam kütlesi evrendeki maddenin çok küçük bir bölümünü oluşturuyor dediler. Bugüne kadar bildiğimiz Samanyolundaki milyarlarca yıldız ve evrendeki milyarlarca gökadanın kütle olarak bir hiç olduğunu öğrenmek bizleri epeyi şaşırttı. Görünen evrendeki madde evrendeki maddenin sadece %4'ü kadar. Bu görünmeyen maddenin %23'nü de kara madde oluşturuyor dediler. Peki nereden çıktı bu kavram, bu yazıda onu anlatmaya çalışacağım.

Bugün evrendeki kütle dağılımı


Bu konuya girmeden önce Güneş Sistemimizde gezegenlerin hareketlerini iyi bilmemiz gerekiyor. Yaklaşık olarak gezegen yörüngelerini dairesel kabul edersek buradan elde edeceğimiz hıza da ortalam hız deriz. Keplerin üçüncü yasası bir gezegenin dolanma döneminin karesinin Güneşe olan ortalama uzaklığının üçüncü kuvvetine oranı tüm gezegenler için aynıdır der ve bu aynı olan parametre de Güneşin kütlesini içerir. Diğer yandan bir gezegenin Güneş çevresinde aldığı yol ve bu yolu katetmesi için gereken zamanı bilirsek onun ortalama hızını bulabiliriz. Bu formül ile Kepler yasasını birleştirdiğimizde bir gezegenin yörüngesindeki hızın onun Güneşe olan uzaklığına ve Güneşin kütlesine bağlı olduğunu görürüz.


Bir sistemde hızın kütle ve yörünge yarıçapına bağlılığı. Newton yasası


Güneşin kütlesi sabit olduğuna göre uzaklık değiştikçe hızın düşmesi gerekiyor çünkü hız uzaklıkla ters orantılı. Bu sonuç gezegenlerin hızları ölçüldüğünde doğru çıktığı görülmüştür. Aşağıdaki şekle bakarsak yörüngesinde en hızlı dolanan Merkür, en yavaş dolanan Neptün gezegenleridir. Bu Newton yasasını doğal olarak evrenseldir. Her sisteme uygulanır, örneğin Dünya çevresindeki yapay uydulara veya doğal uydumuz Ay'a da uyguladığımızda M yerine yer kütlesini koyduğumuzda doğru çıktığını görürüz. Jüpiter ve uydularına da uyguladığımızda aynı sonuca varırız.

Güneş sisteminde gezegenlerin hız dağılımı. Newton yasalarına tam bir uyum vardır.


Gökbilimciler aynı yasayı gökadalara uygulamak istediler ve önce Samanyolundaki yıldızlara uyguladılar. Gökyüzünde gördüğümüz tüm yıldızlar Samanyolu'a aittir. Örneğin Güneş, bu gökadanın merkezine 30000 ışık yılı uzaklıkta ve bir turunu 225 milyon yılda tamamlarken hızı saniyede 220 kilometredir. Beynimiz hız birimi olarak km/saat kullanır, eğer çevirirsek 220*3600=792000 km/saat çıkar. Formula yarışlarında bir arabanın hızı yaklaşık 300 km/saat veya bir uçağın hızı yaklaşık 1000 km/saat olduğunu bildiğimize göre çok kolay karşılaştırma yapabiliriz. Farklı sarmal kollardaki bir çok yıldızın yörünge hızı ölçüldüğünde ve bunları bir grafiğe yerleştirdiğimizde aşağıdaki şekil ortaya çıkıyor.

İçinde bulunduğumuz Gökadada yıldızların yörünge hızları. Merkezden uzaklaştıkça hızlar artıyor sanki yıldızlar uçuyor.


Gökadamızın merkezinden uzaktaki yıldızların hızları merkeze yakın olan yıldızlardan daha fazla olduğunu görüyoruz. Öyleki nerdeyse gökadayı terkedip kaçacak limit hıza çok yakınlar. Bu yüksek hızı ne Newton ne de Einstein denklemleri açıklayamıyor. Yukarıda verdiğim formüle dikkat ederseniz hız büyük olduğuna göre onunla doğru orantılı olan kütlenin de büyük olması gerekiyor. Hızı ve merkeze olan uzaklığı doğru ölçtüğümüze göre gökadamızda ya eksik bir kütle var ya da Newton'un çekim yasası doğru değildir. İkinci görüşü çok önceleri test ettiğimize göre birinci görüş doğru demektir. Yani tüm Samanyolunda, özellikle de onu saran ama görünmeyen bir kütle var demektir. Ne kadar kütleye gereksinimimiz var diye formüle koyduğumuzda gökadamızın %90 kütlesini göremediğimiz ortaya çıkmaktadır. İşte bu görünmeyen maddeye “Karanlık Madde” adı verilmektedir. Görmüyoruz ama var.

Başka gökadalarda bulunan yıldızların da hızlarını ölçtüğümüzde benzer bir şekil ile karşılaşıyoruz. Burada 4 farklı gökada için bulunan değerler görülmektedir.


1781 yılında Uranüs gezegeni Sir William Herschel tarafından keşfedildi. Yaklaşık 100 yıl önce Newton hareket yasasını ve çekim yasasını ortaya koymuştu. O zaman gökbilimciler hemen Uranüs'ün yörüngesini çalışmaya başladılar. İlginç bir şekilde Uranüs'ün yörüngesi Newton yasalarına tam uymuyordu. Yine hemen iki çözüm önerildi; ya daha dışarıda bir gezegen vardı veya Newton hatalıydı. Gökmekanikçiler Newton'un yasalarına güveniyorlardı ve başladılar bu tedirginliği ne yaratabilir diye ve sonuç olarak matematiğin büyük bir zaferi olarak 65 yıl sonra 1846'da Neptün keşfedildi. Demek ki gördüğün bazı hareketlerden görmediğin bazı şeyler öğrenebilirsin. Verdiğimiz bu örnekte Uranüs'ün yörünge hareketinden görmediğimiz ama var olan Neptün gezegeni bulundu. Benzer bir olayda Merkür'de yaşandı. Onun da yörünge hareketi Newton yasalarına uymuyordu. Yörüngesindeki bu sapmaya bir gezegen neden olmaktadır diye uzun süre araştırmalar yapıldı. Uranüs'ün gizeminden çok daha farklı bir çözüme ulaşıldı. 1915 yılında Einstein Newton'un çekim yasasına getirdiği küçük bir düzeltme ile sorunu çözdü, kayıp gezegen yoktu. Olağan olmayan bazı hareketlerin, doğa yasalarının tam olarak anlaşılmadığını işaret ettiğini görüyoruz.

Karanlık maddenin gökada kümelerini de çevrelediği görülmektedir.


Uranüs'ün yörüngesini çalışan gökmekaniği uzmanı matematikçiler en sonunda teleskobu şu koordinatlara yönlendirirseniz kayıp gezegeni bulabilirsiniz dediler ve Neptün bulundu. Aynı şekilde gökadamızda teleskobumuzu çeviriyoruz ama yıldızlardan ve gaz bulutlarından başka bir şey göremiyoruz. Yani o kütle yok veya filmlerdeki görünmeyen adam gibi ışık içinden geçiyor ama siz onu göremiyorsunuz. Görünmeyen madde fikri o kadar da çılgın değil, örneğin ışık kaynağı ile aramızda bir cam olsa biz ışığı görürüz ama camı görmeyiz. O nedenle yeni yapılarda camlar takıldıktan sonra işçiler camı görmeyip de aşağı düşmesinler diye bant yapıştırırlar. Cam gibi bir malzeme ışık gibi bir şeyi geçirir ama başka bir şeyi geçirmez. Karanlık madde ise her şeye karşı şeffaf. Ondan yapılmış bir duvarın içinden geçebilir, onun içinde yürüyebilirsiniz ama onu hiç bir zaman hissetmezsiniz. Aslında kara madde bir araya gelip de birbirine yapışıp duvar bile olmuyor ki içinde yürüyebilesiniz.

Doğada aslında böyle bir madde var, nötrinolar. Güneş merkezinde hidrojenin helyuma dönüşmesi sırasında bu parçacıklar ortaya çıkar. Güneşten çıkan bu parçacıklar 8 dakika sonra dünyadan geçerler. Sadece insan vücudundan değil yerin de içinden geçerler. Vücudunuzdan her saniyede bir trilyon nötrinonun geçtiğini biliyor musunuz? Fakat bunların bedeninizden geçerken bir atomla etkileşimi ancak 75 yılda bir olabilir. Görünmeyen maddenin güzel bir örneği nötrinolardır. Ama kara maddenin tersine nötrinolar labaratuarlarda gözlenmiştir. Yeraştına yapılan büyük nötrino detektörlerinde az da olsa saptanmış ve onların varlığı kesin olarak bilinmektedir. Bu parçacıkların varlığı ilk kez belirli nükleer tepkimelerde kayıp enerjinin olduğunu gören Wolfgang Pauli tarafından öngörüldü.

Karanlık maddenin varlığı sadece gökadaların dönme profilinden değil, farklı yollardan da bilinmektedir. Chandra uydusunun çektiği bu fotoğrafta bir galaksi kümesini saran yoğun X-ışını saptanmıştır. Bu ışınıma kara maddenin neden olduğu gösterilmektedir.


Dönen sarmal gökadalar kara maddenin varlığının hissedildiği yagane yerler değil. Eğer gerçekten kara madde varsa evrende başka nerelerde onun etkisini görebiliriz sorusunu son 20 yıldır Gökbilimciler araştırıyorlar. Sonuçta da bir çok kanıt bulundu. En belirgin örnek ise çekimsel mercekler. Çok uzaklardaki qusarların veya gökadaların ışıkları onun önünde bulunan ama görünmeyen bir kütle tarafından bükülmekte ve çoğunun görüntüsü yay parçaları şeklinde görmekteyiz. Bu da evrenin kara madde ile dolu olduğunun bir başka kanıtı olarak ortaya çıkmaktadır. Birkaç kanıt daha var ama son olarak gökada kümelerindeki toplam kinetik enerji ile ilgili kanıtı yazalım ve fazla ayrıntıya girmeyelim. Meşhur bir Virial teoremi vardır; Bir sistemde toplam kinetik enerji ancak çekimsel bağlanma enerjisinin yarısı olur der. Fakat yapılan gözlemler kinetik enerjinin hesaplanandan çok fazla olduğunu ortaya koymuştur, bu ise yine bir kayıp kütleden kaynaklanır. Benzer durum yıldız kümeleri için de bulunmuştur.

Bileşimini bilmediğimiz, göremediğimiz, koklayamadığımız bu ne olduğu belirsiz “Karanlık Madde”yi bugün tüm gökbilimciler çeşitli yöntemler ile araştırmaya devam ediyorlar. Bunlardan sadece bir tanesi son Endeavour uzay mekiği ile uluslararası uzay istasyonuna götürülen ve 2 milyar dolara malolan Alpha Magnetic Spectrometer detektörüdür. Ama bir yandan da kuramsal çalışmalar devam etmektedir. Bu gizemli maddeyi iki farklı çeşitte inceleyen, yani “Sıcak Karanlık Madde” ve “Soğuk Karanlık Madde” tanımları yapılıyor. Bunlardan sadece soğuk olanını gözlemenin olası olduğunu ileri süren bilim insanları var. Sonuçta “Karanlık Madde” hakkında daha yazılacak çok şey var ama notumuzu burada bitirelim ve bitirirken de şu soruyu soralım, siz bu maddeyi bulmak istemez misiniz? Büyük olasılıkla bulan Nobel ödülü alacak.

Prof. Dr. Ethem Derman, Ankara Üniversitesi, Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı


Devamı...>>

Yıldız Falının Yeni Burç Tarihleri

Sıradaki yazı falcılıkla ilgili. Yıldızlara bakarak geleceğimizi anlayabilir miyiz? Ethem hocam bilimin bu konuda ne söylediğini dile getirmiş. Dinleyelim...

Gökbilim ile uğraşan bilim insanları uzun zamandır yıldız falına bakan astrologlara karşıdır. Nedeni ise astrologlar yaptıkları işin bir bilim olduğunu ileri sürerler ve hatta yalan söyleyerek batıda bunun üniversitelerde okutulduğunu iddia ederler. Bizlerin bu konuda duyarlı olmamızın nedeni bazen çok eğitimli kişilerin dahi astronomiyi astroloji ile karıştırmasıdır. Biri temel bilim diğeri ise sahte bilim veya biraz argo bir tabirle sahtekarlık. Ama insanlarda bir şeye gönülden bağlanma, inanma güdüsü var, özellikle onu ikna edecek yetenekli biri ile karşılaşırsa dünden razıdır böyle konularda inanmaya. Bugün astroloji konusunu ve yeni burçları dile getireceğiz.

Yıldız falının açıklaması.


Astrolojinin ne kadar saçma, akılsız olduğunu gökbilimciler uzun zamandır dile getirirler, bu konuda YouTube'da bir çok video bulabilirsiniz. Şimdi ben astrolog olsam bu kadar düşmanım varsa kendime biraz çeki düzen veririm değil mi? Hayır, yerlerinden hiç oynamamışlar. Ne kadar zamandır tam 2000-2500 yıldır. Hani bu konu bilimdi, hani astronomiden yararlanıyordunuz? İçlerinden 2-3 tanesi çıkıpta gerçekten bu konuda bir bilim insanından yardım alsalardı hem zengin olurlardı hem de meşhur. Bugün burçların sınırlarını aşağıdaki çizelgede bulabilirsiniz. Her zaman dile getirdiğimiz gibi Güneş bir yıl boyunca 12 burçtan değil 13 burç üzerinde dolanır.

Eski burçların tarihleri ile yeni bu burçların bugünkü tarih aralığını bu çizelgede görebilirsiniz.

Gökyüzünde bir çok takımyıldız vardır, fakat bunların içinde bir yıl boyunca Güneş'in üzerinde dolaştığı takımyıldızlara burç diyoruz. Burçları ilk kez Babilliler tarafından tabletlere yazılmış ama bugün biliyoruz ki onlardan önce de bu burçlar biliniyordu. Babilliler de biliyordu gökyüzünde 13 burç olduğunu ama nedense o zaman Yılancı burcunu onlar da bir kenara koymayı tercih ettiler. Bu burçların sınırları tamamen eski tanımlara uygun olarak Uluslararası Astronomi Birliği (IAU) tarafından gökyüzü haritalarına işaretlendi. Güneş bu burçların her birinde tam 30 gün kalmaz, kiminde 20 gün kiminde 35 gün kalır ama astrologlar bunu da kullanmaz. Ben Ağustos ayında doğdum, astroloğa göre ben doğduğumda Güneş Aslan burcundaydı ama bir gökbilimciye sorsanız size o gün güneşin hangi burçda olduğunu söyler tamamen farklı bir burçtadır. Gökbilimciye ve astroloğa göre farklı iki Güneş olamaz, hangisine inanırsınız?

Tüm falcıların Akrep burcu içinde saydıkları aslında Güneşin üzerinde dolaştığı 13. burç YILANCI

Babilliler zamanında yaklaşık olan Güneş'in hangi burçda olduğu biliniyordu ama burçlar o günden bu yana kaydı. Buna neden olan dünyanın dönme ekseninin uzayda yer değiştirmesidir. Pecession adı verilen bu olay, İsadan Önce 280 yıllarında yaşamış Aristo tarafından dahi biliniyordu. Precession Ay'ın ve Güneş2in yerin ekvator bölgesine yaptığı tedirginlik sonucu Dünyanın dönme ekseninin gökyüzünü deldiği noktanın yer değiştirmesidir. Bugün kutup yıldızının hemen yakınından geçen dönme eksenimiz İ.Ö. 2500 yıllarında Ejderha takımyıldızındaki Thuban yıldızını gösteriyordu. 12000 yıl sonra ise Çalgı takımyıldızının en parlak yıldızı olan Vega'yı gösterecek. Bu olay dönemsel olup 26000 yılda tam bir devir yapar. Bu olay gerçekleşirken ilkbahar noktası da batıya doğru kayar ve bunun sonucunda belirli bir tarihte Güneş 2500 önce bulunduğu burçta bulunmaz.

Burçların uzun yıllar sonra yer değiştirmesine neden olan presesyon olayının açıklaması

Gökbilimciler falcılığı yere batırmak için ellerinden geleni yaparlar, bir çok soru sorarlar. Bu sorulardan bazılarını sralayarak bu konuyu bitirmek yararlı diye düşünüyorum, yoksa yazacak çok konu var. Falcılar burçlar eskiden nasıl tanımlanmışsa biz öyle devam ederiz diyorlar. O zaman ilk soru akla geliyor, neden 1600 yıllarından sonra bulunmuş Uranüs ve Neptün'ü yıldız haritalarında gösteriyorlar? Sanırım Pluto'yu bile kullanıyorlar, bu durumda hiç anlamı var mı? Aslında bir kez kendilerini yenilemişler diye bakmakta yarar var, yani bir yeniliği içlerine sindirmişler. Bugün neden doğduğumuz an önemli? Tüm bilim dünyası, çocuk ana rahmine düştüğü andan itibaren şekillendiğini ve doğumun sadece 9 aylık bir gelişimin sonucu olduğu konusunda hemfikir. Ama eskiden öyle değildi. Doğduğumuz anda Güneş ve gezegenler bulundukları burca veya eve göre bilinmeyen bir kuvvet ile bizim karakterimizi oluşturuyorsa bu kuvvet uzaklıktan bağımsızdır. O zaman neden parlak yıldızları, gökadaları kuazarları da göz önüne almıyorlar diye ilginç bir soru ortaya çıkıyor.

Dünyanın dönme ekseninin gök küresi üzerinde çeşitli tarihlerde nerede hangi takımyıldızında olacağını görebilirsiniz.

Bu konuda daha sorulacak çok ilginç konular var ama gereği yok. Kendilerini bilim ışığında bir kez yenilemişler ve onda da son bulunan gezegenleri yıldız haritalarına alma ile yapmışlar. Gökbilimden bugüne kadar hiç yararlanmamışlar, şu burçların sınırlarına bir bakalım dememişler. Teknoloji bu kadar ilerlerken tüm yıldız falcıları muhafazakar bir kafa ile bir köşede oturmuşlar. Aslında kafalarını biraz çalıştırmış olsalardı daha fazla para kazanabilirlerdi. Teknolojiye uymuş, saçlarını bonu kafa yaptırmış gelecekten söz ederken teknolojiyi de sonuna kadar kullanmış bir falcı düşünebiliyor musunuz? Son bir soru sorarak yazımızı bitirelim. Bu kadar bir çok şeyi öngören yıldız falcılarının içinde zengin olanı siz tanıyor musunuz?

Fala inanmayın ve falsız kalmayın, inanmak güzel şeydir, bizim gibi fen kafalılar bu durumu bir türlü anlamıyoruz, kusurumuza bakmayın.

Prof. Dr. Ethem DERMAN (Ankara Üniversitesi, Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı)

Devamı...>>