Güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Güneş Etkinliğine Ne Oldu?

Sırada Güneş çevrimi konusu var. Elbette Ethem hocamın diliyle...

Geçtiğimiz hafta medyamızda da yanlış bir başlık (Güneşte Beklenmedik Soğuma) ile yer alan haber çok dikkat çekti. ABD'de bulunan New Mexico Üniversitesinin “Güneş Fiziği Bölümünde” her yıl yapılan bir toplantıda sunulan üç çalışma Güneş etkinliğinde bir anlamda çok beklenmeyen bir düşüş yaşandığını ortaya kondu. Birbirinden bağımsız olan bu araştırmalar güneşin yüzeyi, taç katmanı ve içyapısına ait gözlemlere dayanıyordu. İçyapıda her zaman gözlenen plasma akımlarının yok olması, kutup bölgesindeki etkinliğin yavaşlaması ve yüzeydeki manyetik alanın zayıflaması gözlemlerden çıkarılan sonuçtu. Her üç çalışmanın da ortak yanı güneş etkinliğinde bir yavaşlamanın olduğu, hatta bundan sonraki çevrimde etkinliğin ya çok az ya da hiç meydana gelmeyeceği ileri sürülüyordu. Güneş artık kış uykusuna yatmak için mi hazırlanıyordu. Bu notumuzda konuyu inceleyeceğiz.

Güneş etkinliğinin minimum ve maksimum olduğu yıllarda güneş fotosferindeki lekelerin sayısı.




1609 yılında Galileo teleskobu bulduğundan bu yana güneş yüzeyi incelenmektedir. Önce doğal olarak lekeler görülmüştür ama günümüzde sadece lekeler değil, patlamalar, radyo ışınımı, X-ışınımı, leke alanları ve sayıları, yüzeyindeki manyetik alan şiddeti gibi bir çok fiziksel gözlemin sonucunda bu güneş etkinliğinin yaklaşık olarak her 11 yılda bir maksimuma eriştiğini görüyoruz. Bazı yıllarda 9, bazen de 13 yıl olduğu için bu değişime dönem değil çevrim veya döngü diyoruz. Güneşin manyetik kutupları ise her 22 yılda bir yer değiştirir. Güneş ile ilgili çalışmalar yapan gökbilimciler belirli bir yıldan başlayarak numara vermişlerdir. Aşağıdaki şekilde de görüleceği üzere 23. çevrim 2008-09 yıllarında bitmiş ve şu anda 24. çevrimin çıkış kolundayız.

1870 yılından bu yana yapılan kelebek diyagramı. Dikkat edilirse 24. çevrime ait ilk lekeler kutup bölgelerinde çıkması gerekirken daha aşağı enlemlerde oluşmuştur. Hemen altındaki şekilde ise leke alanlarının ortaya çıkardığı çevrimleri ve onların kaçıncı çevrim olduğunu görmektesiniz. Çevrimlerin çıkış kolları çok dik, iniş kolları ise daha yayvandır. En kuvvetli güneş etkinliği 1960'larda görülen 19. çevrimdir.




Güneş lekeleri şiddetli manyetik akı tüplerinin içyapıdan yüzeye çıkarak hareketli gazı hapsetmesi sonucu ortaya çıkar. Normal bir güneş lekesinde manyetik alan şiddeti 2500-3500 gaus arasında değişir. Dünyamızın manyetik alan şiddetinin yüzeyde 1 gaus olduğunu unutmayalım. Güneş yüzeyinde bir lekenin meydana gelmesi için manyetik alan şiddetinin en az 1500 gaus olması gerekir. Son 13 yılda lekelerin tam karanlık bölgelerinde ölçülen ortalama manyetik alan şiddetinin 23. ve 24. çevrimde gittikçe düştüğü saptanmıştır. Bu düşüş ortalama her yıl 50 gaus'dur. Eğer lekelerin manyetik alanında bu azalma devam ederse tahmini olarak 2020 yıllarında yani 25. çevrimin başlangıcında 1500 gaus'un altına düşecek ve güneş yüzeyinde leke oluşamayacak.

Güneş lekelerinde ölçülen manyetik alan şiddeti son zamanlarda gittikçe azalmakta. Manyetik alan, tayf çizgilerinin bileşenlere ayrılmasına neden olur. Bu bileşenlerin arasındaki uzaklık arttıkça alan şiddeti de artar. Bu nedenle büyük duyarlılakla ölçülür.




Güneşte yeni bir çevrim başladığında ilk lekeler kutuplara yakın bölgelerde çıkarlar ve çevrim ilerledikçe güneş ekvatoruna doğru yol alırlar. Lekelerin zamanla bu enlem değiştirmesi grafiğine kelebek diyagramı denir. 23. çevrim bittiğinde bir türlü 24. çevrim başlamadı, minimumdaki zaman beklenmedik şekilde uzun oldu. 24. çevrimin ilk lekeleri de o nedenle daha düşük enlemlerde meydana geldi. Güneşin taç katmanı yaklaşık 2 milyon derece sıcaklığındadır ve yüzeyden yükselen manyetik alanı takip edebilmek için gökbilimciler bu sıcaklıkta elektronlarının yarısını kaybetmiş (Fe XIV) demir iyonunun şiddetini kullanırlar. Bu gözlemler güneşin içindeki meydana gelen manyetik alanın taç katmanındaki görünüşüdür. Bir önceki çevrim minumumda iken ekvator bölgesindeki artık manyetik alanlar hızla kutuplara taşınır ve taç katmanının kutuplar yöresinde şiddetli demir iyonu gösteren bölgeler oluşur. 2008-09 yıllarında minimum olmasına karşın son üç yıldır kutup yöresinde parlak demir iyonu bölgeleri henüz görülmedi. Bu durumu aşağıdaki şekilde ayrıntılı olarak görebilirsiniz.

Taç katmanındaki parlaklığın enleme göre grafiği güneşin kutup bölgelerindeki yüzey altı oluşumu aynen gösterir. Bu grafikten de gördüğümüz gibi manyetik alanın kutuplara taşınımı gecikmiş veya çok zayıftır. Bu ise güneşin fotosferi altındaki akımların olmadığının kanıtıdır. Grafik kelebek diyagramının bir başka görüntüsü olduğuna dikkat edelim.




Güneş yüzeyindeki parlaklık değişimindeki salınımları inceleyerek güneşin iç yapısı hakkında bilgi almak olasıdır. Güneş fiziği çalışan gökbilimciler son zamanlarda uzaya yerleştirilen SDO ve SOHO güneş gözlemevleri ile güneşin sismolojisini incelemektedirler. Bu yöntemle güneş yüzeyinin hemen altında doğu-batı yönünde plasma akıntısını bulmuşlardı. Bu plasma akıntısı bir sonraki çevrim için güneş lekelerinin başlangıcını işaret eder. Fakat bu akıntı son zamanlarda zayıfladı, dolayısyla bir sonraki çevrim olan 25. çevrimin hiç meydana gelmeyeceği gibi bir durum ortaya çıktı.

Güneş yüzeyinin hemen altındaki plasma akıntılarının çevrim boyunca (yani yaklaşık 11 yıl boyunca) zamana karşılık enlem değişimi güneş çevrim mekanizmasını kapattığını göstermektedir. Yeni akıntılar 1999 yılında olduğu gibi 50 derece enlemlerinde oluşmalı ve bir sonraki çevrimin göstergesi olarak ortaya çıkması gerekiyor ama henüz bir iz yok. Bu ise bir sonraki 25. çevrimin ya çok geç olacağını veya hiç olmayacağını göstermektedir.
























Üç çalışmanın da ayrıntıları yukarıda anlatıldı. Peki bu sonuç bize ne gösteriyor? 1645-1715 yılları arasında da güneşte hiç leke gözlenmemişti. Bu aralığa Maunder minimumu adı veriliyor. Sözkonusu yıllarda kutup bölgesindeki buzların Paris'e kadar indiği ve “Küçük Buzul Çağı” denilen çok soğuk yılların yaşandığı biliniyor. Bu ise bize yer iklimi ile güneş etkinliği arasında bir ilişkinin olduğunun göstergesidir. Bu ilişki bugüne kadar tam olarak açıklanamamıştır. Eğer 25. çevrim ve ondan sonraki çevrimlerde leke görülmez ise dünyamızı soğuk bir gelecek beklemektedir. Maunder minimumu sırasında dünyanın ortalama sıcaklığı 0.3 derece azalmıştı. Bu değer çok önemli bu kadar küçük bir artım dahi çok uzun soğuk günlerin habercisi.

Güneşteki hareketli plasma akıntıları çevrim boyunca kutuplarda ekvatora doğru göç eder. Sola tarafta güneş etkinliği minimum iken kırmızı renkle gösterilen plasma akıntıları kutuplara yakın, sağ taraftaki şekilde ise güneş etkinliği maksimum iken ekvatora yakın görülüyor. Bu plasma akıntıları çevrim boyunca güneş lekelerinin çıktığı bölgelerdir ve güneşteki manyetik alanın oluşmasında önemli rol oynarlar.




Küresel soğuma kavramına karşı çıkan iklim bilimciler ise insanlar tarafından üretilen sera gazları sonucu meydana gelen küresel ısınmayı hiç bir şeyin durduramayacağını ileri sürmektedirler. Onların beklentilerine göre bu yüzyılın sonunda küresel ısınma dünyamızın sıcaklığını 3.7-4.5 derece santigrad artıracaktır. Eğer önümüzdeki 20-30 yılda bu büyük minimum küresel ısınmayı durdursa dahi daha sonra hızla artacağını ileri sürmekteler. Bu iki grup arasındaki tartışmayı kimin kazanacağını zaman ortaya koyacaktır ama ben göremeyeceğim. Bununla birlikte küresel ısınma bir aldatmacadır diyenlerin sayısı da günden güne artmaktadır. BBC dahi bu konuda bir belgesel yayınlamıştır.

orta boy bir güneş lekesinin büyüklüğü yeri içine alır. Bazı zamanlar neptün büyüklüğünde lekeler bile görülebilir güneş yüzeyinde.































Sonuç, her ne kadar güneşte çalışacak bir şey kalmamıştır diyen gökbilimciler varsada gördüğümüz gibi teknolojik gözlem araçları ve uzaya yerleştirilen gözlemevleri hala ilginç bulgular ortaya koymaktadır. Her ne kadar 2012 kıyamet senaryoları arasında güneş patlaması varsa da bu notta gördüğünüz gibi 24. çevrim çok zayıf olacak, bu demektir ki patlamaların şiddeti de sayısı da az olacaktır. Sonuç siz de güneşi çalışmak ister misiniz?

Prof. Dr. Ethem Derman (Ankara Üniversitesi, Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı

Devamı...>>

Dünya Dönmekten Yoruldu mu?

Ethem Derman hocamızın yeni yazısı...

Gökbilimciler, yerin yörüngesinin elips olmasından dolayı yalancı bir Güneş tanımlarlar ve buna göre bir güne “ortalama güneş günü” derler ve bu gerçek güneş gününden farklıdır. O nedenle öğlen ezan zamanı bazen 12'den önce bazen de sonradır, çünkü namaz zamanı gerçek güneşe göredir. Bir ortalama güneş günü tam 86400 saniyedir. Bugünkü bir saniye 19. yüzyıldaki bir saniyeden birazcık daha uzundur. O nedenle her iki saniyeyi eşitlemek için 1972 yılından bu yana artık saniye eklenmektedir. Peki bunun nedeni nedir? Ay'ın yere uyguladığı gelgit etkisinden dolayı Dünyamızın ekseni etrafındaki dönüşü gittikçe yavaşlamaktadır.


Yerin ekseni etrafında dönmesi atom saatleri ile ölçülmekte ve çok duyarlı bulunabilmektedir.


Bir gökcisminin dönme dönemi çok uzaktaki bir gökcisminden bakıldığında doğru olarak anlaşılır. Yer için gökbilimciler buna yıldız günü derler ve ortalama güneş gününden daha kısadır, değeri 86164.0989 saniyedir. Yahur her gün kullandığımız değerler ile bir ortalma güneş günü 24 saat iken yıldız günü 23sa56dk04sn.0989'dir. İki günün birbirine eşit olmamasının nedeni yerin bir gün boyunca Güneş eyrafındaki hareketidir. Bunu şu şekilde de açıklayabiliriz. Yerin açısal hızı saniyede (7.2921150 ± 0.0000001) ×10−5 radyandır. Bunu dereceye çevirip 86400 (ortalam güneş günü) ile çarptığımızda bir günde 360.9856 derece döndüğü ortaya çıkar. Buradan da anlarız ki güneş günü daha uzundur.

Dünyamızın dönme yönü



Kutuplarda dönmenin yönü


1999-2010 yılları arasında ortalama güneş gününün yıllık ortalama uzaklığı 8640 saniyeyi geçmiştir. Bu değer 0.25 ile 1 milisaniye arasındadır. Bir milisaniye, saniyenin binde biridir. Bu değer hen güneş hem de yıldız gününe eklenmelidir. Bunları nasıl ölçüyorlar diye hemen merak ettiniz değil mi? 1700'lerde bir saniye bir ortalama güneş gününün 1/86400 olarak tanımlanmıştır ama 1900'lerin ortasında yerin dönmesinin standart zamanı vermekte yetersiz olduğu görülmüştür. 1967 yılında yılında saniye Sezyum-133 atomunun salınımına göre tekrar tanımlanmıştır. Uluslar arası Atomik Zaman adlı bir kuruluş yeryüzüne dağılmış 70 ulusal labaratuardaki 200 den fazla atomik saatin koordinasyonunu sağlar. Bunların verilerini toplar, uydular kullanarak verileri kıyaslar ve analiz ederek sonuca varır.

Ay'ın gel-git etkisi başta olmak üzere bir çok etkiden dolayı dünyamız bir yüzyılda ortalama olarak 1.7 milisaniye yavaşlamaktadır. Gel-git etkisinden dolyı 2.3 milisaniye yavaşlarken kutuplardaki buzulların bazı zamanlar tekrar toplanmasından dolayı da 0.6 saniye hızlanmaktadır. Bu nedenle toplam olarak bir yüzyılda 1.7 milisaniye çıkmaktadır. Fred Çakmaktaş'ın yaşadığı taş devri bunda 3 milyon yıl önce ise o zaman bir günün uzunluğu sadece 51 saniye daha kısaydı ama 4.5 milyar yıl önce yer ilk oluştuğunda bir günün uzunluğu ne kadardı diye baktığımızda 2.75 saat çıkar ki bazı kaynaklar 5 saatde bir döndüğünü ileri sürerler.


Ay'ın tedirginlik etkisi ile gel-git etkisi dolunay ve yeniay evresinde büyüktür.



Ay ilkdördün ve sondördün evresinde iken gelgit yine vardır ama çok azdır. Nedeni de hem Güneş hem de Ay'ın uyguladığı kuvvetleri birbirini hafif de olsa yok eder.


Biraz daha matematik yapalım mı? Yerin kendi ekseni çevresinde dönme hızını yukarıda verdik. Ekvatordaki hızını, yarıçapı biliyorsak ki 6 378 137 metredir, çok basit bir şekilde bulabiliriz. Çıkacak olan değer saatde 1674.4 kilometredir. Bu hız uçaklarda bile yok. Eğer bu hızda giden bir arabamız olsa, Ankara İstanbul arasını 16 dakikada alabiliriz. Bu ekvatordaki hız, siz ise farklı bir enlemde yaşıyorsunuz, peki sizin hızınız nedir? Sadece ekvatordaki hızı enleminizin cosinüsü ile çarpmanız yeterli. Bu da bize kutuplarda (enlem 90 derece) hızın sıfır olduğunu gösterir.

Dünyanın dönme hızının değişimine neden olan iki olayın sözünü ettik. Bu olaylar dünyanın açısal hızını neden değiştiriyor? Bu konuyu anlamak için bir cismin açısal momentumunu korunum ilkesini bilmek gerekiyor. Yazımızın konusu bu değil ama kısaca söz etmek gerekirse açısal momentumun içinde kütle vardır ve o cismin içindeki kütle dağılımı çok önemlidir, bu parametredeki bir değişim açısal hızdaki değişime karşıt gelir toplam açısal momentum sabit kalır. Bugün yapay uyduların yardımıyla yapılan lazer uzaklık ölçüm verilerinden anlıyoruz ki yerin basıklığı azalıyor. Buzul devrinde kutuplarda çok miktarda buzul birikti ve altındaki kara parçasını bastırdı, daha düşük enlemlere sürükledi. Fakat 10000 yıl önce başlayan buzulların erime süreci sonucu henüz hidrostatik dengeye gelmemiş dünyamız tekrar kendine gelmeye çalışıyor. Kutup yarıçapı artarken ekvator yarıçapı azalmaktadır. Bu durum ise dünyanın hızlanmasına neden oluyor.

Daha da ilginci her deprem sırasında da yerin dönmesi değişiyor. Deprem sırasında meydana gelen yer kabuğundaki levha hareketleri veya deniz seviyesinin yükselmesi, çok küçük de olsa kütle dağılımına etki ediyor. 2004 yılında Sumatra'daki 9.1 şiddetindeki deprem sırasında ki tsunami olayını o zaman öğrenmiştik, yerin dönmesi 6.8 mikrosaniye, 2010 yılında Şili'de meydana gelen 8.8 şiddetindeki deprem sırasında da 1.26 mikrosaniye hızlandı. Bir mikrosaniyenin de saniyenin milyonda biri olduğunu unutmayalım. Bunların dışında çok daha küçük etkileri olan meteorların düşmesi ile yer kütlesinin artması gibi diğer olaylara değinmeyelim.

Dönme hızının yavaşlaması yani gel-git etkileri hepsinden büyüktür ve yer yavaşlamaya devam ediyor, bugün de gelecekte de. Peki gelecek için gök mekanikçiler ne söylüyor? Dünya duracak mı? Bu konu yani Ay'ın uyguladığı çekim kuvveti sonuçkarı bugün matematik olarak kesin kanıtlanmıştır. Dünya o kadar yavaşlayacak ki en sonunda bir günün uzunluğu Ay'ın yörünge dönemine eşit olacak. Bu durumda Ay yeryüzünde belirli bir noktanın üzerinde sürekli asılı kalacak, aynı bugün Türksat gibi televizyon uydularının yörüngesine benzeyecek Ay'ın yörüngesi. Fakat bu süreç o kadar hızlı değil, yani gün uzunluğunun bir takvim ayı olması önümüzdeki 4.5 milyar yılda dahi meydana gelmeyecek. Yaklaşık 2.1 milyar yıl sonra Güneş ışınımı artacak ve okyanuslar buharlaşacak, dolayısıyla gel-git etkisi önemini yitirecek. 4.5 milyar yıl sonra zaten Güneş evrimleşip bir kırmızı dev yıldız haline geldiğinde hem yer hem de Ay yok olacak.


Yaklaşık 4.5 milyar yıl sonra Güneş'in çapı çok büyüyecek ve yeri içine alacak. Belki de ışınımı da arttığı için yeri uzaklara sürükleyebilecek.


Yerin dönmesi ile ilgili insanların çeşitli soruları oluyor. Onları sıralayıp yazımızı bitirelim.

1.Dünya bugünkünden daha hızlı dönse ne olur?
2.Dünya'nın dönmesi bugün dursa ne olur?
3.Dünya'nın dönmesinin nedeni nedir?
4.Küresel ısınma yerin dönmesini yavaşlatıyor mu?
5.Yerin bu kadar hızlı dönmesini neden hissetmiyoruz?
6.Yer saat yönünde mi yoksa aksi yönde mi dönüyor?
7.Doğudan batıya doğru değil de batıdan doğuya doğru dönse ne olur?
8.Yer madem bu kadar hızlı dönüyor uçak hangi yolu daha hızlı gider? Ankara'dan Newyork'a mı yoksa Newyork'dan Ankara'ya mı?

Soruların sayısını artırmak olası fakat bu soruları yanıtlamaya çalışmanız daha da önemli. Bu konulara kafa yoran insanlar özellikle son soru ile daha çok ilgilenmişlerdir. İnternetde tüm bu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz, zamanım olursa bir ara ben de yanıtlarım.

Prof. Dr. Ethem DERMAN-Ankara Üniversitesi, Astronomi ve Uzay Bilimler Bölüm Başkanı

Devamı...>>

BİR BAKIŞTA YILDIZ ÖZELLİKLERİNİ ANLAMA

     Yıldızlar ile ilgili her bilimsel anlatımda veya verilen her haberde, yıldızın tayf türü verilir, kaç Güneş kütleli olduğu ve sıcaklığıyla ilgili bize bilgi verilir. Peki bu bilgilerin birbiriyle bir ilişkisi var mı? Örneğin Güneş’ten 2 kat büyük bir yıldız denildiğinde benzerleri gibi özelliğe mi sahiptirler. Parlaklıkları nedir…. Bu ve bunun gibi soruların cevabını Gökbilim ile ilgilenenler biliyor da henüz Gökbilim’le yeni tanışmış veya uzun zamandır tanışmış ama bu konuyu merak etmeyenler için dile getirmekte fayda var.
Yazımızı aşağıdaki çizelge üzerine odaklayacağız.


Bu çizelge http://en.wikipedia.org/wiki/Star sayfasından alınmış ve Türkçeleştirilmiştir. Çizelge HertzSprung-Russel çizelgesi olarak adlandırılır.

     Çizelgede alt yatay eksen yıldızın rengini, üst yatay eksen yıldızın tayf tipi (sınıfı) ve sıcaklığını (yüzey sıcaklığı), sol bölme aydınlatma gücünü ve sağ bölme de mutlak parlaklığını göstermektedir. Üst eksendeki tayf kısmında sınıflara ait yıldızların renkleri görülmektedir. Örneğin Güneş G sınıfında ve sarı renktedir. Çizelgeye dikkat edilirse yoğunluğun olduğu bölgeler devler çizgisi ile Ana kol yıldızların olduğu kısımdadır. Bu da bize gördüğümüz kadarıyla evrende bu iki yıldız türünün yoğun olduğunu gösteriyor. Süper Yıldızların sayısı çok daha az. Renklendirme yıldızların renklerine göredir. Buna göre Güneş’in sarı bölgede yeraldığına dikkat ediniz.


     Güneşimiz çizelgede ortada gösterilmiştir. Güneşimizin rengi 0,7-0,8 aralığındadır. Bu da yüzey sıcaklığının 6000 K (Kelvin) dereceye yakın olduğu bir G sınıfı demektir. Zaten Güneş benzeri yıldızların hepsi G sınıfındadırlar.


     Bu çizelgeye bakarak herhangi bir yıldız hakkında bazı bilgiler edinebiliriz. Bilmemiz gereken bu değerleri edindikten sonra çizelgede nerede yeraldıklarını gözlemleyebiliriz. Burada verilebilecek en iyi örnek Alfa Erboğa (Alfa Centauri) yıldız sistemi alınabilir. Alfa Erboğa yıldız sistemi 3 yıldızdan oluşmuştur ve bize 4,3 ışık yılı uzaklıkta yeralırlar. Sistemdeki yıldızlar Alfa Erboğa A, Alfa Erboğa B ve Alfa Erboğa C (Proxima Erboğa) olarak adlandırılmıştır. Alfa Erboğa A yıldızı G tipi ve görünür parlaklığı 4,34. Bu iki değer ile yerini belirlemeye çalışalım. Bu değerlere göre yıldızımızın aydınlatma gücü değeri, 1-10 arasında ancak 1 değerine daha yakın olmalı, rengi ise 1,0 değerine yakındır ki bu da bize sarı bölgeyi gösterir. Zaten G sınıfı yıldızların rengi de çizelgede sarı ile gösterilmiştir. Sıcaklığı da 6000 K ye yakın olmalıdır.


     Alfa Erboğa C’yi ele alalım. Mutlak parlaklığı 15 ve sınıfı M olan yıldızdır. O halde rengi kırmızıya yakın ve sıcaklığı da 3000 K derece dolayında olmalıdır. Bu değerleri sadece çizelgeye bakarak söyleyebiliyoruz. Elbette ki kesin değerler daha fazla bilgi gereklidir. Ama yazımızda bu çizelgeden bakarak yıldızları tanımak olduğundan detaylarına inmeden tanıma yolunu anlattık.
Aşağıdaki çizelgede bir yıldızın tayf sınıfına göre sıcaklık değerleri verilmiştir. Buradan hareketle de bize bir yıldızın sıcaklık değeri verilirse yıldızın hangi sınıfa ait olduğunu buluruz. Örneğin bir yıldız 15 bin K derece sıcaklığında ise tabloya göre bu yıldızın sınıfı B’dir. 3200 K derece ise yıldızın sınıfı M dir.



Devamı...>>