Şeytan Yıldızını Tanıyor musunuz?

Prof. Dr. Ethem DERMAN'ın izniyle...

Tanıdığınızdan eminim ama yine de bu konudaki yeni bilgiyi vermek istedim. Bu yıldıza aynı zamanda “Şeytan Başı” veya “Şeytan Gözü” de denmektedir. Kahraman takımyıldızının ikinci parlak yıldızıdır ve birinci parlak yıldızın güney batısında yer alır. Tüm mitolojilerde yeri vardır ve adı da eski uygarlıklardan gelmektedir. Parlaklığı 2.1 kadirdir ama dönemsel olarak sekiz saat süre ile parlaklığı 3.4 kadire kadar düşmektedir. İşte ışığı değiştiği ve Perseus (Kahraman ) masalları yüzünden bu adı almıştır. 1700'lerde örten değişen bir çift yıldız olduğu anlaşıldı ve daha sonra da gözlenen ilk tayfsal çift yıldızdı.




Bu yıldızı yakın zamanda çalışan finlandiyalı gökbilimciler ilginç bir bilgi ortaya koydular. Kahire Takvimi olarak bilinen bir papirüs'de ileri sürülen iki dönemden birinin Ay ile ilgili ama diğerinin şeytan yıldızının dönemini gösterdiğini ortaya attılar. Bundan tam 3200 yıl önce Mısırlılar şeytan gözünü gözlemişler ve dönemini saptamışlar, verdikleri dönem 2.850 gündü. Bugün çağdaş tekniklerle gözlenen sistemin dönemi ise 2.867 gündür. Örten değişen çift sistemler birbirlerine yakın olduğu için bileşenler arasında kütle transferi olur ve bu da sistemin döneminin değişmesine neden olur. Aynı zamanda doğan bileşenlerden büyük kütleli daha çabuk evrimleştiği için Roche şişimini doldurur ve birleşenine madde atar. İlginçtir ki bu sistemde madde atan bileşenin kütlesi daha küçüktür!


Bu sistemin mitolojik öyküsü çok uzun olduğu için bu yazıda değinmedim. Dürbünsüz, teleskopsuz görülen bu Şeytan'ın başı mı gözü mü herneyse siz hiç gözlediniz mi? Ama siz hemen tanıdınız değil mi Şeytan Yıldızını?

Devamı...>>

Satürn Yörüngesinde Bir Yumurta: Methone

Prof. Dr. Ethem DERMAN'ın izniyle...


Bu yumurtalar uzayda ne arıyor diye sorarsanız kütlesi küçük olan gökcisimleri bir türlü küreselleşemezler. Methone da bunlardan biri. Satürn çevresinde çalışmaya giden Cassin uzay aracının ilk bulduğu uyduydu. Bu uyduyu fotoğraflamak uzay aracının yörüngesi açısından zordu ama bilim insanları uyduyu Titan'a yönlendirdiklerinde 20 Mayıs günü Methone'un 1900 km yakınına geldi ve görüntüledi. Uzunluğu 3 km olan bu uyducuğun yüzeyindeki ayrıntılar fotoğrafta pek belli olmuyor. Satürn çevresinde 1 günde dolanan bu uyduyu hemen yakınında bulunan Mimas uydusu sürekli olarak tedirgin etmekte ve yörünge parametreleri az da olsa değişmektedir. 



Bu uydunun adını 2005 tarihinde Uluslararası Astronomi Birliği IAU koydu. Yunan mitolojisinde Uranüs'ün kanından döllenen, yeryüzünü simgeleyen tanrıça Gaia'nın çocukları ki hepsi Trakyalı devdi. Bunların en yaşlısı olan Alcyneus'un 7 güzel kızı vardı ve adları Alkippe, Anthe, Asteria, Chthonia, Drimo, Methone, ve Pallene. Olimpos dağındaki tanrıların savaşı sırasında babaları Herakles tarafından öldürülünce yedi kızkardeş kendilerini denize atmışlardır. Bunu gören denizler tanrısının eşi ve aynı zamanda deniz dibi tanrıçası Amphitrite onları buz kuşuna çevirmiştir. İşte Satürn'ün uydularından üç tanesi Anthe, Pallene ve Methone'nin adları buradan kaynaklanmaktadır.

Devamı...>>

Yaz Saati, Kış Saati ve Biyolojik Saat

Prof. Dr. Ethem Derman'ın izniyle...

Yılda iki kez saatlerin ileri-geri alınması biyolojik saatimize etki ettiğinden psikolojik ve sosyal yaşamımızı etkiliyor ayrıca ekonnomiye de etki ediyormuş. Bu saçmalığı her yıl yaşıyoruz ve biz yaşayanlar aslında nefret ediyoruz bu değişimden. Tüm dünyada yaz saati uygulamasından vazgeçen ülkelerin sayısı da azımsanmayacak sayıda. İşte son zamanlarda bu yaz-kış saati olmasın diyenlerin sayısı da ülkemizde arttı. Meclisimizin dilekçe momisyonu da toplanmış ve tüm kamu kurumlarının görüşünü alarak artık sürekli olarak yaz saatinin kullanılması için öneride bulunmuş ve bir milletvekilimiz de kanun taslağı hazırlamış. Bakınız; http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/dilekce/belge/kararlar/d23/gkcetvel29.pdf Bu konuda en kapsamlı incelemeyi ise Enerji bakanlığı yapmış ( http://www.enerji.gov.tr/duyurular/Ileri_Saat_Uygulamasi.pdf )



Bu dökümanları incelediğinizde Iğdır'dan geçen 45 derece doğu boylamı yani yaz saati sürekli kullanılsın isteğinin iki temel gerekçesi var. Birincisi bir çok ülke kendisinden değil daha doğusundan geçen boylamı esas alması, ikincisi ise enerji tasarrufu. İlk gerekçe doğru, ülkelerin çoğunda çalışan insanlar karanlıkta mesaiye başlıyorlar. Neden diye düşününce pek bir yanıt bulamıyorsunuz. Doğu ülkelerinde sabahleyin kalk, çalış diyen bir yönetime bağlayabilirsiniz, batıda ise akşamı erken yaparak eğlenmeyi mi istiyorlar diye düşünürsünüz. İkinci gerekçe üzerinde bir çok tartışma var. Dilekçe komisyonunun dökümanında 1984 yılında yaz saatine geçerek ne kadar elektrik tasarrufu yapıldığı yazılı, sadece binde beş (0.005) düzeyinde. Benim de hiç bir zaman aklım almamıştır bu tasarrufu zaten ama bu tasarruf varsa da çok küçük. Dolayısıyla ülkelerin çoğunun doğu boylamları seçmesi de enerji tasarruf etmek için değil.

Fotoğrafın üstündeki parça 30 derece boylamı aldığımızda, alttaki kısım ise 45 derece boylamı aldığımızda ülkemizde güneş ışığından en çok yararlanan bölgeleri gösteriyor, Doğal olarak ülkemizin batısı ile doğusu arasında 1 saat 16 dakika fark olduğu için veya 2000 km genişliğinde bir ülkemiz olduğundan güneş ışığından kışın ve yazın yararlanan bölgeler de farklı oluyor. Aslında sürekli olarak ABD'de ve Avustralya'da olduğu gibi iki farklı saat kullanmamız gerekir ama bu bizi iyice kaosa sürükler. Ekonomistlere göre kış saati kullandığımızda Avrupa ülkeleri ile yaz saati kullandığımızda ise doğu ülkeleri ile ekonomik faaliyetlerimiz daha kolay oluyormuş. Yani iki arada bir derede kalmışız da haberimiz yok.

Herkese sormuşlar, güya halka anket de uygulamışlar ama bir gökbilimciye sormamışlar. Bana kalırsa en iyisi yaz-kış saatinden vazgeçmek, bütün yıl aynı saati kullanmak. Peki hangi boylamı temel almamızı öneriyorsun diye sorarlarsa ne 30 ne de 45 dereceyi 37.5 dereceyi öneririm, tam ülkemizin ortasından geçen. O zaman Greenwich ile saat farkımız 2.5 saat olur. Buçuk da nereden çıktı derseniz ülkemiz için en hayırlı olanı budur. Peki başka böyle buçuklu kullanan var mı? Evet var, Hindistan, Venezüela, İran, Myanmar ve Avusturalyanın bir bölümü. Eğer sürekli olarak yaz saatini kullanırsak 21 Aralıkta Edirne'de saat 8:30'da, Ankara'da 8:00'de güneş doğacak. Edirne'deki memur arkadaşı düşünebiliyor musunuz? Güneş doğmadan 1 saat önce kalkacak, karanlıkta çocuklarını okula bırakacak ve işyerine geldiğinde güneş daha yeni doğuyor olacak. Halbuki benim önerim biraz daha insaflı yani sadece yarım saat.

Siz ne dersiniz? Düşüncelerinizi yorum bölümünde anlatabilirsiniz. Ben emekli olduktan sonra biyolojik saatim bozuldu sabah 4'de yatıyorum, öğlen 11'de kalkıyorum ama sizler biyolojik saatinizi koruyun.

Prof. Dr. Ethem DERMAN


Devamı...>>

Bir Gök Cismi Çarparsa Ne Olur?

Ethem Derman hocamın son yazısı güncel bir konu üzerine:
4.5 milyar yıl önce güneş sistemi oluşurken ekvator yöresindeki diskde yoğunlaşma başlamış ve bunlar önce küçük kayalar halinde toplanmış daha sonra da birleşerek gezegenleri oluşturmuşlardır. Gezegenler oluşurken yaklaşık 3.9 milyar yıl önce bu kayaların gezegenlere çarparak buluşmaları sürecine bombardıman süreci denir. O zamanlar tüm gezegenlerin yüzeyleri Ay yüzeyi gibi delik deşikdi. Ama bugün dünyamıza bakıyoruz Ay yüzeyi gibi değil. Nedeni de bombardıman sürecinden kalan kraterler şu anda dahi Ay yüzeyinde var iken yeryüzündeki atmosferik olaylar, rüzgar, yağmur, tektonik olaylar var olan tüm kraterleri örtmüştür. Ay'da atmosfer olmadığı için yüzey yapısı hemen hemen aynı kalmıştır. Bazı bölgelerinde kraterler ise zamanında etkin olan yanardağlardan çıkan lavlar tarafından kapanmıştır, bu yeni yüzeylere genç yüzey yapısı denir.




Ay yüzeyinden belirli bir bölgeyi görüyorsunuz. Özellikle fotoğrafın sol tarafındaki krater yoğunluğuna dikkat ediniz. Sağ tarafta ise daha genç bir yüzey kendisini göstermekte.

Bugün yaşayan ve farklı dinlere inanan bir çok insan nedense kıyameti bekliyor. Bunlara maalesef çanak tutan, bilimden hiç anlamayan, çoğu zaman bilimi dışlayan insanlar da var. Kıyamet nereden beklenir, tabii yine gökyüzünden. Marduk gibi büyük bir gezegen veya büyük bir asteroid yere çarparsa tüm insanlar yeryüzünden silinir, yani kıyamet kopmuş olur. Bir gök cisminin yere çarptığında ne kadar zarar vereceğini hesaplayan bilim insanları da var. Aşağıdaki çizelgede hangi büyüklükteki asteroid ne kadar zarar verir, yerde ne büyüklükte bir krater açar, çarptığında ne kadar enerji açığa çıkar bunları görüyorsunuz. Bu çizelgede en önemli veri de hangi büyüklükteki gökcismi yere hangi aralıklarla çarpacağını gösterir sütun.



Bilimsel bulgulara dayanarak hangi büyüklüteki bir gökcismi ne kadar zarar verebilir, ne büyüklükte bir krater açabilir ve bu tür bir çarpışma kaç yılda bir meyadana gelebilir. 400 m çapında yere yakın geçen 2005YU55 asteroidinin eğer çarparsa verebileceği zararı buradan kestirebilirsiniz. Peki bilim insanları bu sonuçlara sadece tahmin ederek mi ulaşıyorlar. Tabii ki hayır. Şu anda yeryüzündeki tüm çarpma kraterlerini inceliyorlar, çarpmanın yaşını buluyorlar, kraterlerin çaplarını ölçüyorlar ve sonra bu çizelgeyi ortaya çıkarıyorlar. Bulunan 178 kraterlerin veri tabanına şu adresden ulaşabilirsiniz;


Yeryüzünde bulunan 178 çarpışma kraterinin yerlerini bir dünya haritası üzerinde görüyorsunuz. Türkiye'de hiç krater bulunamamış !!!

Yukarıdaki haritaya baktığınızda ilginç bir gözlemle karşılaşıyorsunuz. Ülkemizde hiç krater varlığı yok. Bu iki nedenden olabilir. Birincisi bu konuda çalışan gökbilimcimiz yok. İkinci neden jeolojik olabilir. Ülkemizde tarih içinde yüzey hızla yenilenmekte, dolayısıyla var olan kraterler yok olmuş olabilir. Geçen yıl Libya'da bir amatör astronom Google haritalarını dikkatli inceleyerek güzel bir krater bulmuştu. Biz de öğrencilerimize nasıl bulunacağını öğretsek sanırım belki bulabilirler. Yabancı iki bilim insanı Ağrı dağına çıktıklarında 2100 m yükseklikte bir krater görmüşler ve bunu bir makale olarak yayınlamışlardır. Çapı 60-70 m, derinliği 15 m olan bu krateri tam değil hiç incelenmediği için veri tabanına girememiş.

Ağrı dağında 2500 m yükseklikte bulunan bir çarpışma krateri. Bulan kişiler bunun volkanik kökenli olabileceğini de belirtiyorlar. Kapsamlı bir araştırma yapıldığında ancak anlaşılabilir.


Tüm insanoğlunu yok edecek bir çarpma 100 milyonda bir meydana geliyor. Bu rakamın doğal olarak artı-eksi bir hatası var. Son büyük çarpma 65 milyon yıl önce dinazorları yok etmişti, o zaman yenisinin olması için önümüzde 35 milyon yıl var. Ama insanoğlu yerinde durmuyor sürekli teknolojisini geliştiriyor. ABD'de bu konuda çalışan bir grup bilim insanı, yörüngesi yer ile çakışacak bir asteroid olduğunda onu yörüngesinden nasıl çıkarabileceklerini uzun uzun tartıştılar ve en azında 5-6 yöntem buldular. Bir dahaki yazımda da bu yöntemlerden söz etmeye çalışacağım. Sonuç olarak kıyamet gökyüzünden gelmeyecek ne yaparsa yine insanoğlu yapar bunu hiç unutmayalım.
Kaali krateri. Estonya'nın Saarema adasında bir grup kraterin adıdır. 4000 yıl önce 20-80 ton ağırlığında bir meteor 10-20 km/s hızla düşerken 5-10 km yükseklikte parçalanıyor ve bu parçaların her biri yerde bir krater açıyor. En büyük parçanın açtığı kraterin çapı 110 m ve derinliği 22 m. Bu kraterin tabanında bugün Kaali gölü bulunmakta. Bu bombardıman sırasında meydana gelen çapları 12-40 m olan sekiz krater, büyük olan ile beraber bir kilometre kare içinde yer alıyor.

Prof. Dr. Ethem DERMAN (Ankara Üniversitesi-Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı)

Devamı...>>

Antik Fısıltı Bulutsu NGC188














Açık Yıldız Bulutsular genellikle oldukça gençtir ve toz ,gaz içinde olan galaksi kollarına yakındırlar ve burası doğdukları yerdir.


Tuhaf olan yalnız yaşayan NGC 188 açık bulutsu ise iç galakside uzayda yama gibi görüntü veriyor. İşte izlemeniz için yıldız bulutsudan bir antik fısıltı. .


Öncelikle birazcık oryantasyon zamanı .Eğer yıldız bulutsudan bahsediyorsak en eskisi kaç yaşında ?

(Persues)Kahraman Takımyıldızındaki Çift Bulutsu 3-5 milyon yaşındadır tıpkı aynı yaştaki (Canis MajorNGC 2362 ) Büyük Köpek takımyıldızı gibi.

Bu astronomide genç olduklarını belirtir. (Pleiades ) Ülker Takımyıldızı ise yaşlıdır yaklaşık 100 milyon yaşındadır.
(The Hyades )Boğa Takım Yıldızı ise 700 milyon yaşındadır bu bir açık yıldız bulutsunun orta yaşının sonlarıdır. Fakat NGC 188 neden böyle? 5 milyar yaşındadır , ne mavi ne de beyaz yıldızı var , günümüz gözlemi ile sarı ve turuncu devlere sahiptir.

Devamı...>>

Güneş Etkinliğine Ne Oldu?

Sırada Güneş çevrimi konusu var. Elbette Ethem hocamın diliyle...

Geçtiğimiz hafta medyamızda da yanlış bir başlık (Güneşte Beklenmedik Soğuma) ile yer alan haber çok dikkat çekti. ABD'de bulunan New Mexico Üniversitesinin “Güneş Fiziği Bölümünde” her yıl yapılan bir toplantıda sunulan üç çalışma Güneş etkinliğinde bir anlamda çok beklenmeyen bir düşüş yaşandığını ortaya kondu. Birbirinden bağımsız olan bu araştırmalar güneşin yüzeyi, taç katmanı ve içyapısına ait gözlemlere dayanıyordu. İçyapıda her zaman gözlenen plasma akımlarının yok olması, kutup bölgesindeki etkinliğin yavaşlaması ve yüzeydeki manyetik alanın zayıflaması gözlemlerden çıkarılan sonuçtu. Her üç çalışmanın da ortak yanı güneş etkinliğinde bir yavaşlamanın olduğu, hatta bundan sonraki çevrimde etkinliğin ya çok az ya da hiç meydana gelmeyeceği ileri sürülüyordu. Güneş artık kış uykusuna yatmak için mi hazırlanıyordu. Bu notumuzda konuyu inceleyeceğiz.

Güneş etkinliğinin minimum ve maksimum olduğu yıllarda güneş fotosferindeki lekelerin sayısı.




1609 yılında Galileo teleskobu bulduğundan bu yana güneş yüzeyi incelenmektedir. Önce doğal olarak lekeler görülmüştür ama günümüzde sadece lekeler değil, patlamalar, radyo ışınımı, X-ışınımı, leke alanları ve sayıları, yüzeyindeki manyetik alan şiddeti gibi bir çok fiziksel gözlemin sonucunda bu güneş etkinliğinin yaklaşık olarak her 11 yılda bir maksimuma eriştiğini görüyoruz. Bazı yıllarda 9, bazen de 13 yıl olduğu için bu değişime dönem değil çevrim veya döngü diyoruz. Güneşin manyetik kutupları ise her 22 yılda bir yer değiştirir. Güneş ile ilgili çalışmalar yapan gökbilimciler belirli bir yıldan başlayarak numara vermişlerdir. Aşağıdaki şekilde de görüleceği üzere 23. çevrim 2008-09 yıllarında bitmiş ve şu anda 24. çevrimin çıkış kolundayız.

1870 yılından bu yana yapılan kelebek diyagramı. Dikkat edilirse 24. çevrime ait ilk lekeler kutup bölgelerinde çıkması gerekirken daha aşağı enlemlerde oluşmuştur. Hemen altındaki şekilde ise leke alanlarının ortaya çıkardığı çevrimleri ve onların kaçıncı çevrim olduğunu görmektesiniz. Çevrimlerin çıkış kolları çok dik, iniş kolları ise daha yayvandır. En kuvvetli güneş etkinliği 1960'larda görülen 19. çevrimdir.




Güneş lekeleri şiddetli manyetik akı tüplerinin içyapıdan yüzeye çıkarak hareketli gazı hapsetmesi sonucu ortaya çıkar. Normal bir güneş lekesinde manyetik alan şiddeti 2500-3500 gaus arasında değişir. Dünyamızın manyetik alan şiddetinin yüzeyde 1 gaus olduğunu unutmayalım. Güneş yüzeyinde bir lekenin meydana gelmesi için manyetik alan şiddetinin en az 1500 gaus olması gerekir. Son 13 yılda lekelerin tam karanlık bölgelerinde ölçülen ortalama manyetik alan şiddetinin 23. ve 24. çevrimde gittikçe düştüğü saptanmıştır. Bu düşüş ortalama her yıl 50 gaus'dur. Eğer lekelerin manyetik alanında bu azalma devam ederse tahmini olarak 2020 yıllarında yani 25. çevrimin başlangıcında 1500 gaus'un altına düşecek ve güneş yüzeyinde leke oluşamayacak.

Güneş lekelerinde ölçülen manyetik alan şiddeti son zamanlarda gittikçe azalmakta. Manyetik alan, tayf çizgilerinin bileşenlere ayrılmasına neden olur. Bu bileşenlerin arasındaki uzaklık arttıkça alan şiddeti de artar. Bu nedenle büyük duyarlılakla ölçülür.




Güneşte yeni bir çevrim başladığında ilk lekeler kutuplara yakın bölgelerde çıkarlar ve çevrim ilerledikçe güneş ekvatoruna doğru yol alırlar. Lekelerin zamanla bu enlem değiştirmesi grafiğine kelebek diyagramı denir. 23. çevrim bittiğinde bir türlü 24. çevrim başlamadı, minimumdaki zaman beklenmedik şekilde uzun oldu. 24. çevrimin ilk lekeleri de o nedenle daha düşük enlemlerde meydana geldi. Güneşin taç katmanı yaklaşık 2 milyon derece sıcaklığındadır ve yüzeyden yükselen manyetik alanı takip edebilmek için gökbilimciler bu sıcaklıkta elektronlarının yarısını kaybetmiş (Fe XIV) demir iyonunun şiddetini kullanırlar. Bu gözlemler güneşin içindeki meydana gelen manyetik alanın taç katmanındaki görünüşüdür. Bir önceki çevrim minumumda iken ekvator bölgesindeki artık manyetik alanlar hızla kutuplara taşınır ve taç katmanının kutuplar yöresinde şiddetli demir iyonu gösteren bölgeler oluşur. 2008-09 yıllarında minimum olmasına karşın son üç yıldır kutup yöresinde parlak demir iyonu bölgeleri henüz görülmedi. Bu durumu aşağıdaki şekilde ayrıntılı olarak görebilirsiniz.

Taç katmanındaki parlaklığın enleme göre grafiği güneşin kutup bölgelerindeki yüzey altı oluşumu aynen gösterir. Bu grafikten de gördüğümüz gibi manyetik alanın kutuplara taşınımı gecikmiş veya çok zayıftır. Bu ise güneşin fotosferi altındaki akımların olmadığının kanıtıdır. Grafik kelebek diyagramının bir başka görüntüsü olduğuna dikkat edelim.




Güneş yüzeyindeki parlaklık değişimindeki salınımları inceleyerek güneşin iç yapısı hakkında bilgi almak olasıdır. Güneş fiziği çalışan gökbilimciler son zamanlarda uzaya yerleştirilen SDO ve SOHO güneş gözlemevleri ile güneşin sismolojisini incelemektedirler. Bu yöntemle güneş yüzeyinin hemen altında doğu-batı yönünde plasma akıntısını bulmuşlardı. Bu plasma akıntısı bir sonraki çevrim için güneş lekelerinin başlangıcını işaret eder. Fakat bu akıntı son zamanlarda zayıfladı, dolayısyla bir sonraki çevrim olan 25. çevrimin hiç meydana gelmeyeceği gibi bir durum ortaya çıktı.

Güneş yüzeyinin hemen altındaki plasma akıntılarının çevrim boyunca (yani yaklaşık 11 yıl boyunca) zamana karşılık enlem değişimi güneş çevrim mekanizmasını kapattığını göstermektedir. Yeni akıntılar 1999 yılında olduğu gibi 50 derece enlemlerinde oluşmalı ve bir sonraki çevrimin göstergesi olarak ortaya çıkması gerekiyor ama henüz bir iz yok. Bu ise bir sonraki 25. çevrimin ya çok geç olacağını veya hiç olmayacağını göstermektedir.
























Üç çalışmanın da ayrıntıları yukarıda anlatıldı. Peki bu sonuç bize ne gösteriyor? 1645-1715 yılları arasında da güneşte hiç leke gözlenmemişti. Bu aralığa Maunder minimumu adı veriliyor. Sözkonusu yıllarda kutup bölgesindeki buzların Paris'e kadar indiği ve “Küçük Buzul Çağı” denilen çok soğuk yılların yaşandığı biliniyor. Bu ise bize yer iklimi ile güneş etkinliği arasında bir ilişkinin olduğunun göstergesidir. Bu ilişki bugüne kadar tam olarak açıklanamamıştır. Eğer 25. çevrim ve ondan sonraki çevrimlerde leke görülmez ise dünyamızı soğuk bir gelecek beklemektedir. Maunder minimumu sırasında dünyanın ortalama sıcaklığı 0.3 derece azalmıştı. Bu değer çok önemli bu kadar küçük bir artım dahi çok uzun soğuk günlerin habercisi.

Güneşteki hareketli plasma akıntıları çevrim boyunca kutuplarda ekvatora doğru göç eder. Sola tarafta güneş etkinliği minimum iken kırmızı renkle gösterilen plasma akıntıları kutuplara yakın, sağ taraftaki şekilde ise güneş etkinliği maksimum iken ekvatora yakın görülüyor. Bu plasma akıntıları çevrim boyunca güneş lekelerinin çıktığı bölgelerdir ve güneşteki manyetik alanın oluşmasında önemli rol oynarlar.




Küresel soğuma kavramına karşı çıkan iklim bilimciler ise insanlar tarafından üretilen sera gazları sonucu meydana gelen küresel ısınmayı hiç bir şeyin durduramayacağını ileri sürmektedirler. Onların beklentilerine göre bu yüzyılın sonunda küresel ısınma dünyamızın sıcaklığını 3.7-4.5 derece santigrad artıracaktır. Eğer önümüzdeki 20-30 yılda bu büyük minimum küresel ısınmayı durdursa dahi daha sonra hızla artacağını ileri sürmekteler. Bu iki grup arasındaki tartışmayı kimin kazanacağını zaman ortaya koyacaktır ama ben göremeyeceğim. Bununla birlikte küresel ısınma bir aldatmacadır diyenlerin sayısı da günden güne artmaktadır. BBC dahi bu konuda bir belgesel yayınlamıştır.

orta boy bir güneş lekesinin büyüklüğü yeri içine alır. Bazı zamanlar neptün büyüklüğünde lekeler bile görülebilir güneş yüzeyinde.































Sonuç, her ne kadar güneşte çalışacak bir şey kalmamıştır diyen gökbilimciler varsada gördüğümüz gibi teknolojik gözlem araçları ve uzaya yerleştirilen gözlemevleri hala ilginç bulgular ortaya koymaktadır. Her ne kadar 2012 kıyamet senaryoları arasında güneş patlaması varsa da bu notta gördüğünüz gibi 24. çevrim çok zayıf olacak, bu demektir ki patlamaların şiddeti de sayısı da az olacaktır. Sonuç siz de güneşi çalışmak ister misiniz?

Prof. Dr. Ethem Derman (Ankara Üniversitesi, Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı

Devamı...>>

Kocaman Radyo Galaksi



NASA ve ESA (Avrupa Uzay Ajansı) tarafından bugün yayınlanan NGC 5128 görüntüleri.
Karanlık toz bulutları ve yıldız oluşumundaki pembe renkli nebuladan çıkan gazlarla görünür bölgede ,morötesi ve kırmızı ötesi bölgelerde görüntü vermektedir.
NASA 'ya göre fırtınalı bir günde yağmur bulutlarını andırmaktadır.Bu bulutlar binlerce ışıkyılı uzaklıktadır.
Kendiniz de bu galaksiyi görebilirsiniz.

Devamı...>>